“Ben kimim?” sorusu, belki de hayatımız boyunca en çok düşündüğümüz ama en zor cevapladığımız sorulardan biri. İlk bakışta çok basit gözükse de aslında kim olduğumuzu anlamak için derin bir yolculuğa çıkmamıza neden oluyor. Genelde hemen aklımıza gelen yanıtlar, adı ve soyadı olan bir kimlikten ötesine gidemiyor. Evet, belki Ayşeyiz, Fatmayız ama kim olduğumuz sorusu, karakter ve kimlik özelliklerimizi derinlemesine keşfetme fırsatı veriyor.
Kendimizi daha iyi tanıyabilmek için geçmişe bakmakta fayda var. Tarihte güçlü kişilikleri incelemek kendi içimizdeki potansiyeli keşfetmemizde harika bir ilham kaynağı olabilir. Mesela, Büyük İskender, savaş alanındaki stratejileriyle ve fetihleriyle tanınan bir liderdi ama onun karakteri, kararlılığı ve vizyonu ön plana çıkan özellikleriydi. O, dünyayı değiştiren bir figürdü. II. Mehmet yani Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk’e ilham kaynağı olmuş.

Biliyor muydunuz Büyük İskender hiç kılıç sallamadan topraklarını devasa bir şekilde genişletmeyi başarmış. Bunda onun yönetici ve özellikle hayat duruşunun etkisi büyük. Büyük İskender’in İskender olamasında babası Kral Philip’in de payı büyük şüphesiz. O, oğluna kocaman bir krallık bırakmış evet bunun yanı sıra hayat duruşunun oluşmasını sağlayacak mükemmel bir eğitim de aldırmış. Eğitim şart diye boşa söylenmiyor. Şimdii diyeceksiniz ki benim babam Kral Philip mi vay efendim Oxford vardı da biz mi okumadık he canım yavv he! Kendini yetiştirmeyi kafana koy inan güçlü bir karakter olmak için ilk adımı atmış olacaksın.

Ardından Jül Sezar geliyor. Büyük Roma İmparatorluğunun yıkılmaz liderlerinden biri olarak bilinse de, onun gerçek değeri zeka ve diplomasiyle, insanlarla kurduğu ilişkilerde saklı. Sezar, sadece bir komutan değil, aynı zamanda devrinin en etkili politikacılarından biriydi.

Mustafa Kemal Atatürk’e gelecek olursak o da çok yönlü bir karaktere sahipti. Modern Türkiye’yi kuran bu lider, yenilikçi fikirleri ve kararlı duruşuyla genç nesillere ışık olmaya devam ediyor. O, “Ben kimim?” sorusunu cevaplayabilen ve bununla kalmayıp toplumuna da bu sorunun cevabını düşündüren bir liderdi.

Fatih Sultan Mehmet ise, sadece İstanbul’u fethetmekle kalmadı, aynı zamanda kültür ve sanatı teşvik ederek bir dönemin özünü oluşturdu. O, bir padişah olmanın ötesinde, bir vizyoner, bir sanatseverdi.

Kadın karakterler de bu tarihin önemli parçaları. Mesela, Amazon kadın lideri Tomris’i düşündüğümüzde, onun cesareti ve savaşçı ruhu tarihte iz bırakan bir figür. Tomris, sadece bir savaşçı değil, aynı zamanda kendi halkını koruma azmiyle de dikkat çekiyor.
Görüldüğü üzere, bu karakterlerin ortak özelliklerinden biri, varoluşlarına sahip çıkmaları. Bir diğeri ise yılmazlıkları. Nedir bu yılmazlık meselesi. Bu değindimiz liderlerin her biri hiç vazgeçmedi ve hedefleri doğrultusında yılmadan mücadele ettiler. Kendi hikayesini yazarken kim olduklarına dair net bir vizyona sahiptiler. Onlar, sadece adla veya unvanla tanınmadılar; aynı zamanda duruşları, azimleri ve topluma kattıklarıyla da hatırlanıyorlar.
Şimdi hayatın derinliklerine inmeden önce, iki temel kavramdan bahsetmek istiyorum: haysiyet ve itibar. Bu kelimeler bazen sıradan gibi gelebilir ama aslında insanın özünü, kimliğini ve toplumsal duruşunu çok güzel bir şekilde yansıtır. Haysiyet, içsel bir ışık gibidir; kalbimizin özsaygısı ve onuruyla beslenen duruşumuzu belirleyen bir güç. İtibar ise, dış dünyaya açılan kapımız başkalarının gözünde nasıl algılandığımızı temsil eder.
Haysiyet, kendimize olan sevgi ve saygımızla şekillenir. Kendimizi değerli hissettiğimizde, o haysiyetle dik durur, başkalarına da etki ederiz. Bir insan, doğru ve ahlaki bir yaşam sürmeye çalıştıkça kendi haysiyetini güçlendirir. Ama bir anlık bir kayıpla veya yanlış bir seçimle haysiyetimizi yitirirsek bu, içsel dünyamızda büyük bir boşluğa yol açabilir. Haysiyet, aslında kendimizle olan barışımızın bir sembolüdür.
Diğer yandan, itibar, etrafımızda nasıl bir iz bıraktığımızı gösterir.
Bir arkadaşımız, komşumuz ya da iş arkadaşımız bizi nasıl hatırlıyor, nasıl değerlendiriyor? İtibar, zamanla oluşan bir algıdır ve sürekli yenilenmesi gerekir. İyi bir itibar, güven oluşturur ve insanlar üzerindeki etkimizin kalıcı olmasını sağlar. Ama kötü bir itibar, tabiri caizse başa çıkılması gereken bir yük haline gelir.
Haysiyet ve itibar, birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Kalbimizde hissettiğimiz haysiyet, dış dünyaya yansıdığında güçlü bir itibar yaratır. Hayat yolculuğunda, haysiyetine sahip çıkan ve kendi karakterine sadık kalan insanlar, topluluklarında saygı gören bireyler olma şansını artırır. Düşünün ki, tarihteki büyük liderler; Büyük İskender, Jül Sezar, ya da Mustafa Kemal Atatürk gibi figürler, haysiyetlerini koruyarak itibarlarını da inşa ettiler. Onlar, sadece liderlik becerileriyle değil, aynı zamanda kendilerine olan saygılarıyla da etkileyici oldular.
Bu yüzden, kendi kimliğimizi ve değerlerimizi anlamak için haysiyet ve itibarı derinlemesine keşfetmeliyiz. Kendimizi gerçekleştirirken haysiyetimizi korumak ve itibarımızı oluşturmak bize güç verir. Gerçekten, bu iki kavram birer pusula gibidir, hem kendimizin hem de çevremizdekilerin gözünde sağlam bir duruş sergilememizi sağlar.
Unutmayalım ki, haysiyetimizi korurken geçmişteki büyük karakterler gibi cesur ve kararlı olmalıyız. Bu sayede, hayat yolculuğumuzu güvenle ve saygın bir şekilde sürdürebiliriz. Kendimize olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmeyelim çünkü haysiyet ve itibarımız, bizi biz yapan en önemli unsurlardan biridir! Duruşumuzu oluşturmak için tabii bazı ödevlerimiz var. İlk olarak kendimize SWAT analizi yaparak güçlü ve zayıf yönlerimizi, fırsat ve tehditleri ortaya koymalıyız. Duruşumuz için dış görünüşmüz ℅5 etkiliyken diksiyonumız, hayata bakışımız ve davranış stilimiz ℅95lik kısmı oluşturur bizi biz yapan hayat pastamızın.
Sonuç olarak, “Ben kimim?” sorusu üzerine düşünmek, sadece bir birey olarak kendimizi tanımak değil, aynı zamanda tarih boyunca bu sorunun cevabını arayan büyük liderlerden ilham almak anlamına geliyor. Belki de bu süreçte, kendi içsel yolculuğumuzda gerçek kimliğimizi bulmamıza yardımcı olacak güçlü karakterler, tarih boyunca bizimle beraber yürümekte. Kim bilir, belki de her birimiz kendi hikayemizi yazarken bu güçlü figürlerden birer parça taşıyoruz.
Yorum bırakın