YA SEN DE BİR SABAH BÖCEK OLARAK UYANIRSAN

Kankacım, merhaba! Bugün Kafka’nın “Dönüşüm” üzerinde derin bir sohbete dalma zamanı! Hazır mısın? Çünkü bu kitap öyle bir kıyaslama sunuyor ki, kafayı en baştan sarmaya tam teşekküllü bir sanatsal deneyim! Hadi gözlerimizi açalım ve Gregor’un dünyasına birlikte dalalım!

Öncelikle, Kafka’nın dehasına bir selam çakalım! “Dönüşüm” dediğimizde, hayatın en derin meseleleri olan hayatta kalma ve yabancılaşmayı ele alıyoruz. Gregor Samsa sabah bir uyanıyor ki bakıyorsun dev bir böcek olmuş! Resmen günümüz işte! Hayatta kendimizi böcek gibi hissettiğimiz anlar yok mu? İşte o kadar gerçekçi ki! Kafka, kalemiyle ruhsal bir çöküşün haritasını çıkarıyor. İçsel ıstıraplarımız, yalnızlığımız ve toplumdan dışlanma korkusunu öyle bir akıcı dille anlatıyor ki, tam bir zihin kapısı açılıyor sanki!
Şimdi, Gregor’un ailesiyle olan ilişkisi var ya, kankacım, orası tam bir dizi! Başta ailesi onun için bir sığınak gibi görünürken birdenbire onu nasıl yük olarak görmeye başladıklarına şahit oluyoruz. Tam bir “Crazy Rich Asians” hikayesi, ama bu sefer zenginlik değil, hayallerin patır patır döküldüğü bir kurgu! Kimseye anlatmaya kalkışma, aile bağları ne kadar zayıf olabiliyor bir o kadar da acı bir gerçek işte. Gregor’un kendini nasıl yabancı hissettiği, tıpkı bizim hayattaki ilişkilerde hissettiğimiz bir kargaşa. Gerçekten kalplere dokunan bir şey bu!

Gözlem gücüne de dikkat çekelim, kankacım! Kafka, tam bir gözlemci! Her ayrıntıyı, her duyguyu o kadar güzel betimlemiş ki, okurken kendini o dünyada kaybolmuş buluyorsun. O sıradan aile dinamikleri içinde yavaş yavaş çürümeyi, Gregor’un böcek halindeki ruh halini öyle bir ustalıkla sunuyor ki, “Acaba bu adamın kafasında neler geçiyor?” diye meraklanıyorsun hep! Zihin çalkantısı var resmen, sanki her sayfada sinir krizi geçiriyoruz! Kaç sayfa okudum, ne yalan söyleyeyim bazen ara vermek istiyorum!

Kitapta sembolizm de had safhada! Kanka, ne demek istediğimi çok iyi yakalıyorsun. Gregor’un böceğe dönüşmesi, tam anlamıyla bir metafor. Toplumun bireylere nasıl bir ağırlık yüklediği, bireylerin kendilerini nasıl ifade edemediği konusunda tam bir örtü çekiyor. Kafka, o derin meselesiyle bize ayna tutarken biz de içimize bakmak zorunda kalıyoruz!
Ama burada deli sorular aklıma geliyor. Sonra fikrim geldi dur diyorum. Ardından bu fikrimden vazgeçiyorum. Neden mi? Kankaaaa Kafka, kalemiyle adeta okuru diyaloğa çağırıyor; “Eğer ailesi Gregor’u sahiplenip ona bir insan gibi davransaydı, o böcek olarak kalır mıydı?” diye soruyor. Düşünsene, her bir insanın içinde ne karanlık sırlar gizleniyor! Aile bağı o kadar güçlü ve karmaşık ki! Gregor, ne kadar çok onları sevmeye çalışsa da ruhen çürüyen bir böceğe dönüşmesi de mümkün oluyor. İşte bu yüzden hayatta ya da etrafımızda Gregor misali anlar yaşayabiliriz.
Ben de düşünüyorum; belki de Gregor aslında hiç insan olmadı! Toplumun baskısı altında ezilen bir ruh olarak doğdu, ve o böceğe dönüşmüş hâline baksana! Tıpkı tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi; belki de asıl değerinin orada, o dönüşümde saklıydı. Ama ne yazık ki, ailesi ona nasıl bakıyordu? İşte işin rengi orada değişiyor. Gregor, hayata tutunmaya çalışan bir insan olmaya çalışırken aslında ruhen bir böceğe dönüşmeye başlamıştı bile!

Ölüm? O, aslında bir kurtuluş gibi görünse de, bir o kadar da acı. Aile, onun ölümünden sonra kendilerine yönelip kutlamalar yapıyor! İşte Kafka burada bize kapıyı aralıyor. “Gregor gerçekten insan mı, yoksa böcek mi?” sorusu sanki kafamızda yankılanıyor.
Bence, hayatın anlamı sevdiklerimizle olan bağlarımızda gizli! Kalplerimizi ve ruhlarımızı besleyerek hayata sıkı sıkı tutunmakta! Yani unutma, hayatın içinde Gregor gibi dönüşüm geçiren anlar yaşayabiliriz. Kendin olmaktan sapma, kankacım! Ne olursa olsun, o içindeki ışığı asla kaybetme!
Unutma, kankacım, hayat bazen dönüşümlerle dolu; kendimizi bulduğumuz anlar kadar kaybolduğumuz anlar da var. Kafka bize bunu hissettirirken biz de arada kaybolup kendimize bir yol yaratmalıyız! Geçmişe, geleceğe dair gözlemlerimizi unutma, her anımız birer hikaye, o yüzden kendimiz olmayı asla bırakma! Hayat elmas gibi parlayacak ve biz de arkamızda parlayan yıldızlar bırakarak yürüyelim, hadi o zaman! ❤️✨
Eee kankacım, böyle işte, “Dönüşüm” ile ilgili benden bu kadar! Okuduktan sonra bunu tartışalım, başka bir şey okumamız gerekirse de sen söyle, hemen paşa paşa yanına gelirim! Unutma, bu sohbetler güzel ama bu kitap her şeyi kıpırdatıyor. Kendine iyi bak, canım!