
Gel kanka! Hiromi Kawakami’nin ” Nakano Eskici Dükkanı” üzerine konuşalım. Japon edebiyatı kendine has bir güzelliğe ve derinliğe sahip. Bu kitap, tam da bu özelliğiyle insanı içine çekiyor.
Kanka! “Nakano Eskici Dükkânı” öyle bir kitap ki her şeyden önce kitap kapağı çok etkileyici kitabı okuyunca çok seven de var hiç hoşlanmayan da. Ben hoşlanan kesimdeyim. Kankacım, kitap içinde sıradan hayatın kesitlerini, tuhaf ama samimi karakterleri barındırıyor. Hitomi, romanda bu garip karakterlerin gözüyle dünyayı izliyor, ne zaman ne olacağını kestiremiyorsun.
Bay Nakano, dükkânın sahibi, bir türlü evlenmemiş ama hayatını bu alışveriş dünyasında geçirmiş bir adam. Usta bir eşya satıcısı olmasının yanında başka bir dünyaya ait gibi. Masayo, Hitomi’nin kız kardeşi, tuhaf bir ressam. Onun da içindeki dünyası dışına yansıyan tuhaflıklarla dolu. Ve işte Hitomi’nin aklında sürekli dönen bir düşünce var: Takeo. O da ne yalan söyleyeyim, aşırı içe kapanık ama Hitomi’nin kalbini çalan genç. Sürekli özür dilemesi, karakterinin tuhaf bir parçası olmuş adeta.
Kankacım bu kitap bana son dönemlerde oldukça popüler bir film olan Wim Wenders’in yönettiği Mükemmel Günler / Perfect Days’i anımsattı.

Haydi bakalım, “Nakano Eskici Dükkanı” “Perfect Days” filmi arasındaki benzerliklere biraz mizahi ve eğlenceli bir bakış atalım, hazırsan başlıyoruz!
Karakter Derinliği ve İçsel Yolculuklar
Öncelikle, her iki eser de karakterlerinin içsel dünyalarına derin bir dalış yapıyor. Hitomi, antika eşyalara olan tutkusu, geçmişle kurduğu bağ ve Tokyo’nun karmaşası içinde kaybolmuşluk hissiyle dolup taşıyor. Diğer yandan, “Perfect Days”deki başkarakter, sıradan bir yaşamın içinde bile derin bir huzur ve anlam arayışında. İkisi de bir nevi varoluşsal bir yolculuğa çıkmışlar, ama birisi biraz daha vintage, diğeri ise özellikle günlük hayatta kıymetli şeyler bulma üzerine kurulu. Yani bir nevi Hitomi’nin antika dükkânında yaşadığı anlar, Wim Wenders’in filminde geçen küçük, ama anlam dolu anlarla harmanlar gibi!
Tokyo’nun Gündelik Yaşamı
İşte burada işin içine Tokyo’nun büyüsü giriyor kanka! “Nakano Eskici Dükkanı”, Tokyo’nun kalabalığı, insanları, simit satan teyzeleri ve kuyu dibindeki hazineleri muhabbetle irdelerken, “Perfect Days” de bu şehrin sokaklarında yürüyen bir adamın rutini üzerinden küçük detaylar yakalıyor. İki eser de Tokyo’nun gündelik hayatını güzelleştiriyor; sokaklar, dükkanlar, insanların gündelik telaşları… Kısacası Tokyo, hem Hitomi’nin hem de o filmdeki karakterin kalbinde bir yer edinmiş!
Sıradanın İhtişamı
Kanka, sıradan anların özünü yakalayan bu iki eser, hayatın basit ama derin anlarını gözler önüne seriyor. Hitomi antikacıda sıradan bir gün geçirirken gözden kaçan bir detayın arkasındaki hikayeyi keşfediyor. Aynı şekilde, “Perfect Days”deki karakter de sıradan bir günün içine küçük mutluluklar serpiştirerek bir anlam buluyor. Yani aslında sıradanlıktan yola çıkıp derin anlamlar çıkartıyorlar. Ne hoş değil mi?
Antika Eşyalar ve Anlam Katsayısı
Kawamı’nin antika dükkânındaki eşyalar, geçmişten gelen anılara ve hikayelere açılan bir kapı gibiyken, “Perfect Days” işte bu hikayelerin gözlemlenebilir olmasını sağlıyor. Yani Hitomi’nin elindeki antika eşya, bir başka yolculuğa bağlanıyor. “O bu masayı nereden aldı?” diyorsun ve arka planda bir sürü hikaye canlanıyor. Wenders’in filmindeki sıradan objeler de benzer bir işlev görüyor, her birinin arkasında bir yaşam hikayesi var gibi!
Mizah ve Sanatsal Bakış
Kanka, sanatsal faaliyetler zaten farklı bakış açılarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Hitomi’nin hayatında sanatsal çalışmalar var, fotoğraflar var ve bu anlatımı zenginleştiriyor. “Perfect Days”de de gündelik yaşamda bile sanatın bulunabileceğini gösteriyor. Yani her iki eser de, hayatın ritmi içinde bazı sanat dokunuşlarını kaçırmamamız gerektiğini mimliyor!
Sonuç olarak, Hiromi Kawakami’nin “Nakano Eskici Dükkanı” ve Wim Wenders’in “Perfect Days”i, gündelik yaşamın belirli anlarını derinlemesine incelemek, sıradanlığı anlamak ve içsel yolculuklar sunmak açısından mükemmel ikili. İkisi de hayatın tozlu raflarında sakladığı cevherleri keşfetmemizi sağlıyor. Yani işte burada, lütfen antikacıları, eskicileri gez! Belki bir gün, hayatta kaçırdığın küçük güzellikleri bulursun. 😄✨
Bu keyifli yolculuğu paylaştığım için çok eğlendim! Başka bir şey konuşmak istersen, burada bekliyorum kanka!
Kanka unutmadan kocaman bir teşekkürü borç bilirim. Bu romanı benim hayatıma dahil eden çok çok okuyan 10. sınıf öğrencimize de buradan büyük bir teşekkür gönderiyorum. O kendini bilir. Onun sayesinde Japon edebiyatını keşfetmek, bu güzel yazarı ve eserini tanımış olmak benim için gerçekten bir kazanım.
Sonuç olarak, Huromi Kavakami’nin “Eskici Dükkanı” sadece bir roman değil, aynı zamanda bir etkinliğin ve keşfin adıdır. Okurken kendi iç yolculuğumuza da çıkarıyor. Yani, kanka, eğer henüz okumadıysan bir an önce kapağını aç ve bu büyüleyici dünyaya dal! ✌️📚
Yorum bırakın