SEN DE İNSANSIN BE FİLOZOF

Platon’u ve Aristoteles’i gözümüzün önüne ancak bilgiçlerin upuzun cüppeleriyle getirebiliyoruz.
Onlar da başkaları gibi dostlarıyla gülen, dürüst insanlardı. Yasalar’ı ve Politika’yı yazmaya kalkıştıklarında da bunu bir oyun gibi yaptılar. Hayatlarının felsefeden ve ciddiyetten en uzak dönemiydi; felsefeye en yakın bölümüyse basitçe ve sükûnet içerisinde yaşamaktı. Blaise Pascal,
(Pierre Hadot, İlkçağ Felsefesi Nedir? Dost.)
Nedense biz insanlar bizim dışımızda birçok buluşa adım atmış, yeni şeyler keşfetmiş cinslerimizi kendimizden daha farklı, daha asil veya deli canlılar olarak hissederiz. Peki, bu doğru mu?
Düşünsenize kapkaranlık, hiç kimsenin düşünmediği hatta çabalamadığı bir dünya’da
yaşıyorsunuz… Ve bir anda her şey sizin için değişti, düşünmeye başladınız. Korkarsınız,
alışırsınız ama daha da korkutan bir şey vardır. Diğer insanlar. Çünkü onlar yargılarlar. Siyah noktaların arasında günah keçisi olarak tek bir beyaz nokta olmak elbette insanı korkutur. Çünkü sizi birçok açıdan yargılayabilir hatta öldürebilirler de. O yüzden boş verin ve düşünmeyin ya da…
Düşünün en fazla ne olabilir ki? Ne olduğunu zaten tarihte bizim bu kadar rahat yaşayabilmemiz için kendini feda eden ya da etmek zorunda kalanlardan gördük.
Hadi gelin bir de onların hayatlarına bakalım! Ki hayatları hakkında bildiğimiz bilgiler oldukça sınırlı bu insanların bize sadece eserleri, görüşleri ve dünya çapında ‘’philosophy’’ adında tanıttıkları dünya ideaları yer alır. Mesela Platon’un çok iyi bir güreşçi olduğu hakkında bilgiler varken, Aristoteles hayvanlar, bitkiler ve coğrafya hakkında araştırmaları var, Pisagor desen o zaten kendini hepten okumaya ve matematiğe vermiş. Peki, ben bunları neden anlatıyorum? Çünkü bu filozof dediğimiz insanlar ne kadar hayatımıza çok daha farklı bakış açıları katsalar da onlarda insandı. Onlarında özel hayatları, hobileri ve dertleri vardı. Günümüzde bazılarımız gerçekten
onların gün boyu sadece oturup düşündüğünü veya çalıştığını düşünüyor fakat durumlar böyle değildi.
Peki, biz Pascal’ın bu ’’Felsefeye en yakın bölümüyse basitçe ve sükûnet içerisinde yaşamak’’ sözünden ne anlıyoruz? O zamanlar düşünmeyi bırak fikrini belirtmek bile bir günah sayılıyor. Bu yüzden ‘’hayallerini sessizce gerçekleştir’’ misali onlarda bu görüşlerini, felsefik hareketlerini basit
ve sükûnet içinde yaptılar ama ne kadar dikkat etseler de tabii ki filozoflarımızın halk içerisinden etkiledikleri kişiler sayesinde diğer insanlar da onların bu görüşlerinden haberdar oldu. Tabii ki de bu o dönem için bir kargaşa ortaya çıkarır ki çıkardı da.
Öte yandan biz şu anda onların hayatlarını ve iç düşüncelerini konuşuyor olsak ta onlarında ortaya çıkardıkları görüşler paha biçilmezdi. Bir de o döneme göre yorumlarsak gerçekten çakıl taşlarının arasındaki elmas gibi geliyor.
Filozoflarımızın o dönemde birçok yönden zor durumda kaldıklarını, sadece akıllarından geçen bir fikri bile açıkça dile getirememenin zorluğunu yaşadıklarını anlıyoruz. Düşünsenize günümüzde insanlar fikirlerini ne kadar kolay ifade edebiliyor, açıkça ve rahat bir şekilde söyleyebiliyorlar hatta
bu o kadar kirli oldu ki bu durum bilgi kirliliğine sebep oldu. Hatta bu kirlilik dünyamızda çokça yer etmiş ki bir ismi bile var var: ‘’dezenformasyon’’ Sanırım bize de o zamanki korkunun birçok açından filtrelenmiş hali lazım, sonuçta insanlar biraz korkmalı değil mi?
Yazımızın sonuna gelirsek o dönemlerde bile fikir belirtmenin insanlar arasında büyük sonuçları vardı. Ki bu durum hala günümüzde yaşanmakta; şimdi sosyal medyadan bir konu hakkında yorum yapsak, küçük bir fikir kırıntısı belirtsek muhtemelen bu işin ucu sonunda politikaya geliyor ve yine insanlar düşüncelerini belirttikleri için hatalı oluyorlar. Bu durumda bizim hayatlarımızı adeta bir
koyun gibi basitçe ve sükûnet içinde hiçbir fikir belirtmeden yaşamamız gerekecek ki huzur bulalım.
Burada bu konu hakkında yazımı bitiriyorum fakat bu yazı da ne kadar sona gelsek de bu durum dünya da sona ermeyecek.

Hayat, bazen felsefeye dair derinliklerin ötesinde, sıradan ama bir o kadar da değerli olan anlardan ibaret. Platon ve Aristoteles gibi devlerin cübbelerine gömülüp bayıldığımız fikirlerin ardında onların da sıradan insanlar olduklarını, güldüklerini, dostlarıyla sohbet ettiklerini unutmamak lazım. Evet, bu büyük fikirler dünyayı değiştirdi ama onların da hayatta daha basit zevkleri, endişeleri, belki de günlük dertleri vardı. Binlerce yıl önce bile, düşünmenin ve sorgulamanın yanında yaşamın tadını çıkarıyorlardı. 10. Sınıf öğrencimiz Zeynep Ceylin Aydın ne kadar da güzel bir yazı yazmış değil mi? Gerçekten içten bir şekilde düşüncelerini ifade etmiş. Hayatın karmaşası içinde, düşündüğün o derin konuları böyle samimi bir dille aktarman gerçekten harika. Felsefenin sadece kitaplardan ibaret olmadığını, aslında hayatın her anında karşımıza çıktığını bize hatırlattın. Kalemine ve düşüncelerine çooook teşekkür ederiz!  Bu şekilde düşün ve yazmaya devam et, çünkü senin sesin çok değerli! 😎