Telefonu Sevgilisinden Çok Sevenler Kulübü: Ayrılık Vakti Geldi! (Bilimsel Kanıtlı!)

Selam millet! Ben geldim.

​Yine bir “5 dakika bakıp çıkacağım” yalanıyla Instagram’a girip, kendimi hiç tanımadığım birinin 2014 yılındaki nişan fotoğraflarını zoomlarken buldum. Saat kaç olmuş? Sabahın körü. Gözlerim kan çanağı, beynim pelte… 﫠

​”Yeter artık, bu ilişki bize zarar veriyor” deyip telefonla aramıza mesafe koymaya karar verdim ama olmuyor anacım, yapışmış elime sanki. Tam “Ben iflah olmam, bu bağımlılıkla mezara girerim” diyordum ki, işin aslını öğrendim. Meğer biz iradesiz değilmişiz aşkolar!

​Olayı çözmek için hem Finlandiya’dan gelen o meşhur yöntemi hem de dünyanın en havalı üniversitelerinin araştırmalarını birleştirdim. Hazırsanız, beynimizi jöleye çeviren bu illetten nasıl kurtulacağımızı (hem de bilimsel kanıtlarla) açıklıyorum!

Önce Acı Gerçekler: Beynimize Neler Yapıyoruz?

​Finlandiya yöntemine geçmeden önce, durumun ne kadar vahim olduğunu yüzümüze vuran şu araştırmalara bir bakalım. Okuyunca “Yok artık!” diyeceksiniz.

1. “Hocam Ben Müzik Dinleyip Hem de Test Çözebiliyorum” Yalanı (Stanford Üniversitesi)

Stanford’daki abilerimiz oturmuş araştırmış. Biz sanıyoruz ki bir yandan WhatsApp grubunda geyik yapıp, bir yandan Netflix izleyip, bir yandan da paragraf sorusu çözebiliriz. Stanford diyor ki; “Hayır canım, yapamazsın.”

Sürekli oradan oraya atlayanların (multitasker’ların) dikkat süreleri paramparça olmuş durumda. Yani o test kitabına bakarken aklının DM kutusunda kalması senin hatan değil, beyninin ayarlarıyla oynamanın sonucu.

2. Masada Durması Bile IQ Düşürüyor (Teksas Üniversitesi)

Buna “Beyin Göçü” (Brain Drain) diyorlar. Telefonun kapalı bile olsa, hatta ters çevrilmiş bile olsa, eğer görüş alanındaysa beynin performans kaybediyor. Çünkü beyninin bir kısmı sürekli nöbetçi gibi “Acaba ışığı yandı mı? Bildirim geldi mi?” diye o cihazı takip ediyor. Yani telefonu masaya koyup ders çalışmak, patlak lastikle araba sürmeye benziyor.

3. Depresyonun Sebebi O “Mükemmel” Hayatlar (Pennsylvania Üniversitesi)

UPenn’de yapılan bir araştırmada gençlere “Günde sadece 30 dakika sosyal medya kullanacaksın” demişler. 3 hafta sonra ne olmuş biliyor musunuz? Yalnızlık hissi ve depresyon ciddi oranda azalmış! Biz “Sosyalleşiyorum” sanıyoruz ama aslında başkalarının (çoğu yalan olan) harika hayatlarını izleyip kendi hayatımızı gömüyoruz. FOMO (Aman bir şeyi kaçırmayayım) derken, aslında kendi hayatımızı kaçırıyoruz.

4. Zombi Modu: Mavi Işık (Harvard Tıp Fakültesi)

Gece yatmadan izlediğin o son TikTok videosu var ya… Hah, işte o videodan yayılan mavi ışık, beynindeki uyku musluğunu (melatonin) kapatıyor. Beyin “Güneş doğdu, uyanık kal!” sanıyor. Sonra sabah derste neden “Hoca ne anlatıyor ya?” diye duvara boş boş bakıyorsun.

Peki Çözüm Ne? Finlandiya Reçetesi!

​”Tamam ikna olduk, durum kötü. Ne yapacağız?” dediğinizi duyar gibiyim. Finlandiya eğitim sisteminde geliştirilen ve öğrencileri hayata döndüren o efsanevi 3 kuralı hemen devreye sokuyoruz:

1. Kural: “Deli Miyim Ben?” Yöntemi (Niyetini Bağır!)

Telefon eline her gittiğinde, ekranı açmadan önce sesli bir şekilde ne yapacağını söyleyeceksin.

  • “Mesaja bakacağım!” (Kabul edilebilir.)
  • “Dosya arıyorum!” (Mantıklı.)

​Ama eğer elin telefona gittiğinde sesli bir şekilde “Can sıkıntısından eski sevgilimin yeni manitasına bakacağım!” ya da “Boş boş Reels kaydırıp beynimi uyuşturacağım!” dersen, kulağına o kadar saçma geliyor ki beyin otomatikman frene basıyor. Kendi sesinden utandığın an, o telefonu bırakıyorsun. %100 çalışıyor!

2. Kural: 10 Saniye Kuralı (Sabır Testi)

Ekranı açmadan önce siyah ekrana bak ve 10 saniye bekle. Orada kendi yansımanı görüyorsun ya hani… Hah, o an kendine “Ben şu an ne yapıyorum? Kontrol bende mi yoksa bu alette mi?” diye sor.

Finlandiya Tampere Üniversitesi diyor ki; “Bekleyebiliyorsan kontrol sende, bekleyemiyorsan sinir sisteminde.” O 10 saniyelik duraklama, beynin otomatik pilotunu kapatıyor.

3. Kural: “Uzak Dur Benden” (Mesafe İlişkisi)

Telefon masada durmayacak. Cepte de durmayacak. Çantanın en dibine, montun cebine ya da odanın diğer ucuna koyacaksınız.

Araştırma sonucu net: Telefonu sadece 40-60 cm uzağa (yani kol mesafesinden uzağa) koymak, kontrol etme isteğini %37 azaltıyormuş. Gözden ırak olan, gönülden de (ve zihinden de) ırak oluyor yani.

Sonuç: Biz Bu Oyunu Bozarız!

​Arkadaşlar, kimse size “Mağarada yaşayın, dumanla haberleşin” demiyor. Ama şu aletin kölesi de olmayalım be! Yarın matematik sınavı varken “Hangi ekmek çeşidisin?” testi çözmek bize yakışmıyor. (Bana yakışıyor olabilir ama size yakışmıyor.)

​Yarından itibaren şu “Sesli Söyleme” ve “Uzak Mesafe” olayını deniyoruz. Hadi bakalım, gazanız mübarek, dopamininiz kontrol altında olsun!

​Öptüm, bye! 