Bir kitabı okurken kendi hayal gücümüzü kullanarak karakterleri, mekanları ve olayları tasarlama fırsatı buluyoruz aslında. Hava, su bedava yani. Yazarın sunduğu ipuçları üzerinden bambaşka bir dünya yaratıyoruz zihnimizde. Oooo neler, neler…. Sanırsın ben yaşıyorum o olayları.😂
Filmler, hikayeyi belirli bir görsel ve işitsel dil ile sunuyor. Bu durum sanki hayal gücümüzü sınırlandırıyor çünkü birçok görsel ve ses unsuru zaten senarist ve ekip tarafından belirlenmiş. Ben elimde mısır Sezen Aksu’nun dediği gibi homini gırtlak pufidi kandil tumba yatak yemekten hâyâl mi kurabilirim nerdeee 🙈 Ancak bazı izleyiciler, filmin görselliği ile yine de hayal güçlerini kullanabilir, yeni katmanlar ve bakış açıları geliştirebilir. İşte bu kafalardan ben de istiyorum. Nirvana bence🤘

1. Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice) – Jane Austen
Sakın yanlış anlamayın, bu bir aşk hikayesi, ama aynı zamanda bir “Kim, kiminle, neden, nerede?” soruları geçidi. Elizabeth Bennet ve Mr. Darcy’nin aşkı, çoğu zaman “O da kim? O da ne?” tadında ilerliyor. Kendisi “Ben gururluyum!” diyen bir adamdan, “Aşk meşk hikayesi değil!” diye şikayet eden, günümüz instagram’ındaki aşık hallerini sorgulayan bir kızdan bahsediyoruz. Filmi izleyince, Bella ve Edward’ı unutun; bu ilişki daha meraklı ve ‘ben seni sevmiyorum’ kaygısı dolu. Ayy sanırsın Esra Erol programında kim kiminle yani 🤭

2. Açlık Oyunları (The Hunger Games) – Suzanne Collins
Hadi gel, bir turnuvaya gidiyoruz ama bu turnuvada kazanan değil, hayatta kalmak önemli! Katniss Everdeen, “Bana bir ok verin de şunu vurayım!” diye bağırırken, biz de onunla beraber “Bu nasıl bir oyun arkadaşım?” diye soruyoruz. Filmde uçan oklar, aksiyon, ve biraz da “Neden ben?” var. Yani, izlerken içinizdeki pişmanlık ve hüsran karışımı duyguları duyabilirsiniz. Tıpkı sınavlardan önceki son dakika çalışmalarınız gibi!

3. Büyük Umutlar (Great Expectations) – Charles Dickens
Büyük umutlar mı? Tam olarak doğru kelime! Pip, zengin olmak için zengin insanlara “Merhaba!” diyor ama sonunda ne oluyor? Zenginliğin gerekliliği ve belalarına dair bir ders alıyor. Pip’in maceraları, izleyiciye derin düşüncelerle gelirken, aslında “Zengin olmanın da zorlu yanları var” mesajını verir. Neredeyse “Para, mutluluğu satın alamaz!” dedirtecek kadar dramatik! Zengin olmak bu devirde Dilan Polatlar ile kanka olup Eneeerciii diye böğürmekten geçiyor o devirde de Pip, bir nevi benzer yollara başvurmuş her devir aynı da oyuncular değişiyor bence.Sizce nedir hadi yorumlarda buluşalım 😎

4. Küçük Kadınlar (Little Women) – Louisa May Alcott
Hayal edin! Bir evde dört kız kardeşin yaşadığı bir karışıklık var. Her biri, aşkı bulmak, hayallerini gerçekleştirmek ve günlük çatışmalarla başa çıkmak için çabalıyor. Ah bu aile ilişkileri! Filmde, isimlerin karışmaması için not almayı unutmayın; çünkü her an yeni bir kıskançlık ya da samimi bir muhabbet patlak verebilir. Kısacası, “Kız kardeşler bir arada değilse, hiç bir şey olmaz!” diye bağrıyor!

5. Harry Potter Serisi – J.K. Rowling
Bir başka dünyaya hoş geldiniz! Hogwarts’a giderken, “Sınavlarımı nasıl geçeceğim?” diye düşünmek yerine, “Büyümek zorundayım ama önce beni bir şeye çarpsanız iyi olur!” diye düşünebilirsiniz. Harry, Ron ve Hermione ile birlikte Olalarla Latife yapmaya başlayın, çünkü Voldemort’la savaşıp bir yandan da ders çalışmak zorundalar. Bir yanda büyüler, bir yanda arkadaşlık. Gençler, size hazırlık dersleri gibi her dönem başka bir zorluk çıkaracak.

6.Senden Önce Ben (Me Before You) – Jojo Moyes
Hani bazen hayat sizi tuhaf sürprizlere sokar ya, işte bu film tam olarak öyle başlıyor! Lou Clark, sıradan bir garson, bir gün “Bana bir iş lazım, ne yapabilirim?” diyerek yola çıkıyor ve bir engelli adam olan Will Traynor ile kapışıyor. Will, hayatı bir yere kadar yaşama konusunda pek hevesli değil, Lou ise “Ne? Yürürken böyle dur durak yeriyordum, senin için bir şeyler yapacağım!” modunda.
Lou, Will’in hayatına küt diye dalıyor! Bir yandan ona bakıcılık yaparken, öte yandan ona kurallara uymak zorunda kalıyor. Aslında Lou, “Hediye paketine kadar her şeyde seni sıradanlaştıracağım!” diyor gibi ama Will, gülmeye pek niyetli değil. “Ama sen bu kadar neşelisin, sana da bir kahve alalım bence!” derken buluyor kendini. İkisi arasında bir dostluk ve aşka doğru kaymalar olmaya başlıyor. Kısacası, pizzacının kapısı çaldığında “Hadi kızlar, yemeğe çıkıyoruz!” diyen birine dönebiliriz!
Tabii ki, bu film bir aşk hikayesinden çok daha fazlası. Bize hayatta bir miktar riske girmeyi hatırlatıyor. Lou’nun pıtır pıtır hayat dolu halleri, Will’in karamsarlığı ile birleşince ortaya “Bakalım bu ikili neler yapacak?” türü anlar çıkıyor.
Ve en sonunda, bu hikaye yeterince kalp kırıcı, bolca güldürücü ve bir o kadar da düşündürücü! İzlerken “Vay be, bu aşk ne zaman canlanacak?” düşüncesinden “Hayatta neyi seviyorum?” durumuna geçebilirsiniz. Belki de biraz kalp gömleği giymek gerekiyor!
Kısacası, “Senden Önce Ben” hem güldürüyor hem de düşündürüyor! Bir yudum kahve alın, mısır patlatın ve mutlaka izleyin! Kimi zaman ağlayacaksınız ama sonrasında yine de gülümseyeceksiniz! 🎬❤️ yahu ben bu romandan sonra filmi izleyince olmamıştı. Artık ben nasıl bir ormantik duygularla kahramanları düşlediysem hadi canım falan dedim yani ama son derece tavsiye 😜
Hangi filmi izlerseniz izleyin, bir şekilde kendinizden bir şey bulacak, kahkahalara boğulacaksınız! Unutmayın ki her roman, sadece sayfalarda değil, aynı zamanda bizim içimizde, kendi hayatımızdan izler… Ben her zaman filmlerin roman hallerini tercih etsem de şimdi kalın kalın bir battaniye alıp bu filmleri izleme zamanı! 🎥✨
ters akor için bir cevap yazın Cevabı iptal et