OKUMADAN SÖYLEŞMEK Mİ?

Ahhh, kitaplar! İkimizin de en sevimli günahı, değil mi? O kitapların orada, sana göz kırparak durdukları anı hayal et! Tam karşında, “Hey, ben buradayım! Eski dostum!” diye sesleniyorlar sanki. Ama işte hikayeleri, içindeki maceralar, hepsi bir muamma. Sayfalarını açmaya cesaret edemediğin için uzaktan bakmak zorunda kalıyorsun. Sanki o sayfalar sana, “Gel, bizi keşfet!” der gibi fısıldıyor ama sen yine de o cesareti bulamıyorsun, bir nevi kaçak gibi hissediyorsun kendini!

Bazen bir yazar ismi gözünden geçiyor ya, hani o kitaplığın duvarına tırmanırken ansızın karşına çıkıyor, içindeki heyecanı kaybetmiş hissediyorsun. Derin bir boşluğun içine dalmışsın ama sadece yazarın ismi ve onun havalı duruşu… Yıkıcı bir düş kırıklığı yaşıyorsun! Hani “üzerine okudum” demek bir zamanlar içten bir mütevazılık belirtisiydi ya, şimdi maske gibi, entelektüel bir peçete işlevi görüyor. “Bakın, ben de okumayı biliyorum!” dercesine.

Ama işte, o kitapların kokusu, kapağını açtığında parmaklarının ucuna gelen o tatlı his! Bazen kitaplara başlamaktan kaçmak eylemi, en büyük bağımlılığımız oluyor. O yüzden, hadi gel! O sayfalara dalalım, biraz tuhaf ve eğlenceli bir yolculuğa çıkalım. Kim bilir, belki de orada kaybolmak, aslında kendimizi bulmamız demektir! Vamos! 📚✨

Zaman su gibi akıp giderken, biz de düşüncelerin o derin denizinde hızlıca kürek çekmeye çalışıyoruz. Ama bakıyorum ki  kelimelerin derin sularında boğulmak yerine yüzeydeki köpüklerle oynamayı tercih eder hale geldik. Kıskanıyor muyuz, bilemem! Ama nesnel bilgilerle değil, o bilgilerin etrafındaki baloncuklarla ilgilenmeye başladık. Bütün dünya sanki bir zırhlı denizaltı gibi! Yüzeyde yüzen fikirlerin peşinde dolanan iplerle!

Son günlerde dikkatimi çeken garip olaylar silsilesi var ki beni düşünmeye itti! İlk olarak, herkesin dikkat kesildiği o an, bir profesör sahneye çıkıyor. Hani böyle “Dünyanın En Büyük Bilgeleri” ödülünü almak için hazırlanan adamlardan biri var ya! Kendisi sunumuna başlamadan önce bir kitap öneriyor, ama bakıyorsun, yazarın ismini parıldayan birkaç isimle karıştırıyor! İşte o anda gözümde bu meşhur profesörün “Kürk Mantolu Madonna” kitabını, şarkıcı Madonna’nın hayatıymış gibi sunan o programcıyla aynı kefeye düştüğünü gördüm!

Hani düşünüyorsun, “Ah, koca profesör dalgınmış, tabii ki şaşırmıştır!” diye geçiyor aklından. Ama açık oturumun devamında aslında bahsettiği kitabı hiç okumadığını anlayınca beynimde kocaman bir “Vuhuu!” sesi patladı! Yani, bilgiye olan mesafemizi kalabalık bir stadyumun içindeki kaynayan bir grup gibi hissettim. İçimden “Vay be, demek ki kimseye güvenmeyeceğiz!” diye geçirdim…

Yani, bu kitap dünyası, bilgi okyanusu falan derken bazen paçalarımızdan da kayabiliriz! O yüzden sevgili okuyucu, daldan dala atlayalım ama baloncukları patlatmaktan da geri durmayalım! 🐬📖✨

Olayların içinde kaybolmuş sohbetler arasında kaybolmuş bir düşünür düşünün. Samimi bir kafa sohbeti yapıyoruz ve o düşünürün karalı fikirleri, neredeyse felaket tellallığı gibi bir çerçeveye yerleştirilmiş! Ben “Bu nasıl bir bakış açısı?” diye eleştirimi getirdiğimde, gelen yanıt da tam bir nostalji esintisi: “Kitaplarını okumadık ama üzerine epeyce bir şey okuduk, konuştuk.” Aaaah! Yani mesele okuma meselesi değil, mesele fikirlerin bizimle olan ilişkisiymiş asıl! Bu durumda o düşüncelerin teğet geçişi, yarım kalmış bir televizyon programının ses ayarları gibi! Kısaca, evet, her şey dışarıda dönerken biz boş bir odada takılı kalmış gibiyiz!

Şimdi, bana sorarsan, kitaplar ve fikirler benim kalbimde hapsolmuş rengarenk çiçekler gibi! Onları açmak, sulamak ve derinleşmek tamamen bizim elimizde! O yüzden şöyle bir düşün: “Okuma” kelimesi, bir gün aramızda kaybolup gidebilir! Hani “okuma deneyimi” dediğimiz şey, tek bir cümle değil ki! Bazı insanlar kelimelere dalıp derin denizlere açılıyorlar, bazıları ise yüzeyde kayılıp gidiyor sanki suyun dibine inmeye korkar gibi!

Mesela, bir arkadaşım var: Elif! O, kitapları öyle bir güzel harcıyor ki resmen onlarla kıyamet koparmış gibi helalleşiyor! Her sayfasında bir iz, her köşesinde bir kıvrım; resmen savaş alanı gibi! Diğer yandan, benim Haşim var. O ise kitaplar için bir hazinelik gibi! Sayfalarına dokunmaya kıyamıyor, lanet olsun! Hatta kitaba en son ciltleme yapan o, elmas gibi koruyor. İkisi de birer arayışta ama kendi tarzlarında. Enteresan değil mi?


Ama şimdi bakıyorum ki “üzerine okuma” dediğimiz bir şey var ki sanki hepimizi esir almış durumda! Hızla okuyoruz, özetler yapıyoruz ve kelimelerin gerisindeki anlamları umursamadan geçiyoruz… Artık tartışma ortamı sanki boş bir odayla karşılaştırıldığında kalabalığın gürültüsünde kaybolmuş bir selfie olmuş durumda.

İşte tam bu noktada anlıyorum ki bu okuma meselesi düşündüğümüz kadar basit değil. Belki de sadece hızlı okumak değil, içten bir derinleşme ve anlamamız gereken bir misyon var. O yüzden, sevgili okurlar, kitapların derin denizine birlikte dalalım ama yüzeyde kaybolmadan, kutup yıldızı gibi kılavuz olalım! 🌊📚✨

Pierre Bayard’ın “Okumadığımız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşuruz?” diye bir kitabı varmış, aklımdan geçeni biliyor musun? “Bu adam neyin peşinde? Hani burada bir bildiğimiz var, yok ama?” dedim kendi kendime. Yeni nesilin bu durum çok hoşuna gider sanki okumayalım ama üzerine bol bol konuşalım. Dışarıdan entelektüel gözüksün. Vay anasını! Ama sonra fark ettim ki Bayard aslında bütün o sır dolu karmaşanın kapılarını aralıyor bize. Okumak, sıradan bir kitapla özlem gidermekten çok daha fazlası! Tam bir bulmaca gibi; bazen kitapların yankılarında kayboluyoruz bazen de başkalarının yorumlarıyla çevreleniyoruz.


Ama hepsi birer illüzyon gibi! Aslında kitaplar, derin sırlara sahip muazzam hazineler. Okumak demek, iki sayfa arasında kaybolmak değil; kalbinin en derin köşelerine, ruhunun derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkmak demek! O yüzden, hazır mısın? Gel benimle bu kelimelerle dolu maceraya, keşfedelim birlikte o gizli hazineleri! Çünkü en derin yolculuk, kalp atışlarının en derin yerinde başlıyor, dostum!🌸

Ne dersin, minik okuma dostum? Hadi kalk, kelimelerin üstüne toz kondurmayalım! Belki de bir gün, okumak, hayal gücünün kapılarını açan o altın anahtar olacak. Kim bilir, belki de kafamızı kaldırdığımızda çok keyifli bir sohbetin ortasında bulacağız kendimizi. O zaman hemen başlayalım, çünkü kitaplar beklemez! 🚀📖✨